10 Mart 2010 Çarşamba

3T (TV, TV SEHPASI ve TEYZE)

Bu akşam işten eve dönerken, karşılaştığım şeylerden farklı bir şey değildi başlıkta yer alanlar. 

Günün yorgunluğuna ilave yorgunluk katan ancak yine de günün en sevdiğim kısmı olan eve dönüş yolunda 3M metro, metrobüs, ve minibüs yolculuğumda son anda minibüsten vazgeçip treni kullanmaya karar vermiştim ki kucağında bilmem kaç ekran, kendinden büyük ve önünü göremeyen TV'li teyzeye rastladım.
Bir İstanbul beyfendisi orada tren bekleyecek ve yanından bir karıncanın kendinden büyük yükleri kaldırırken aldığı şekilde yanından geçmekte olan bir yurdum insanı teyzeye yardım etmeyecek. 

Ne mümkün ! sırtımdaki çantamın ağırlığına ve yorgunluğuma aldırış etmeden, hemen atıldım yardım etmek için. 

Dedim ki teyzeciğim size yardım etmemi istermisiniz ? teyze'den ses yok, aslında çok da haklıydı ses vermeme konusunda. 

Kendisine ikinci bir defa aynı soruyu yöneltmeden önce arada geçen 5 sn içinde bir sürü şey geçti aklımdan. Beni duymamış olabilirdi. Duymuş, ancak uzun zamandır böyle büyük ama insanlık açısından küçük bir şehirde kendisine yardım etmek isteyecek birilerinin kalmış olmasına ihtimal vermeyi uzun zaman önce bırakmış da olabilirdi. 

Ben sorumu ikinci bir kez tekrarlayınca teyze benden kurtuluş olmadığını net bir şekilde anlayarak duygulu bir ses tonuyla kendisine yardım etmemi kabul etti. Bir hışımla almaya çalıştığım tüplü ve ekranlı vizyonu tabii ki bir hışımla alamadım teyzenin elinden, çünkü gerçekten ağırdı. Belli ki ikinci el bir televizyondu ve taşındığı yerde büyük sevinçle karşılanacaktı. 

Televizyonu nereye bırakmam gerektiği sorusuna cevap beklediğim sıralarda teyze'nin 10 metre gerisinde siyah ayaklı bir şeyin bize doğru geldiğini farkettim. Teyze bu duruma aydınlık getirecek anahtar insan oluverdi ve başladı gördüğüm şeyi aydınlatmaya. '' Hah evladım du bakem sen şindi, getir evladım, sen onu şöle goyuver, bunu da onun üstüne goyalım.'' meğer o gelen ayaklı benim kucağımda olan TV'nin olmazsa olmaz parçalarından olan sehpasıymış. Teyzeye hayran kaldım. Ben olsam bir TV ve sehpa için, acaba nereden araba bulsak da taşısak diye düşünürdüm. 

Teyze'nin direktiflerine uyarak konu olan TV ve sehpasını tren istasyonu'nun en uç ve ilk vagona denk gelen kısmına hizalayarak,teyze'nin bizlere teşekkür etmesiyle ulvi görevimizi tamamladık yani tamaladığımızı sandık. Ancak o görev teslimi tren gelene kadarmış. Tren gelince bir hamle daha yaparak atıverdik tren'e. 

Günün sonunda bir kişiye daha yardımcı olmanın vermiş olduğu huzurla keyifli bir tren yolculuğu yaptım. Hayatta çoğu zaman herkes gibi düşünmemek lazım. Böyle bir durumda işin en kolay kısmı ''amaan banane zaten yorgunluktan ölüyorum, bana mı güvendi onu yüklenirken, nasılsa bir şekilde taşır deyip kafanızı başka tarafa çevirmektir.'' Ancak bu şekilde düşünmek sizi herkesten farklı kılmaz. Sağ duyunuzu, vurdum duymazlığınızı duyacak şekilde eğitirseniz, günün sonunda yanınıza kar kalacak çok güzel anılarınız olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Unutmayınız; öfke bir yüktür.